20 Ocak 2017 Cuma

Amaçsızca yürüdüğü kaldırımın sonunun nereye gittiğini fark etmemişti bile. Etrafına bakındığında farklı tarzda giyinen ve neler yaptığını çözemediği bir sürü insanla göz göze geldi. Yanından geçtiği, kenarı tahminince rüzgârdan eğilmiş tabelada Beyoğlu yazdığını gördü. İlerlemeye devam etti. Bu sırada da insanları incelemeye devam ediyordu. Kulaklığı kulağından düştüğü için sinirlenen bir kız, annesiyle tartışan genç bir erkek ve sevgilisiyle el ele dolaşan bir kız gördü. Tabi ki bakmak istemediği beton yığınları da onu takip ediyordu. 
                Çok ani karar veren bir insandı ve birden yolunu değiştirdi. Metro durağına çok yakındı ve hemen akbilini cebinden çıkarıp koşmaya başladı. Tam zamanında gelen metroya bindi ve uzaklaştı. Cebinden telefonunu çıkardı.  -14.04.2025 Çarşamba 14:58 -  son durakta indi.  Düşünceleri kimsenin bilmediği bir yerde yaşamaktı. Pendik’te bulunan Ömerli köyüne gitti.  Baraja çok yakın bulunan fakat kimsenin gözüne çarpmayan, her zaman kaçamak yaptığı bu kulübeye girdi. Sandalyesine oturdu.  Ellerini saçlarının arasına götürdü. Hafif yağlı saçlarını yolmaya çalıştığını sonradan fark etti.  
                İki gün önce sevgilisinden ayrılmıştı. Tam 5 gün önce de işten çıkarılmıştı. Büyük ihtimal sevgilisi ondan bu sebeple ayrılmıştı. Zaten insanlar paranın olduğu yerdelerdi. Gündüzleri iş yerleri, ofisler; geceleri ise barlar ve kulüpler dolup taşmıyor muydu? Kimse artık kitap okumuyordu. Pazar kahvaltısı, aileyle yapılan piknik ve mangal keyfi artık kalmamıştı. Beton yığınları arasında çürüyüp gitmişti bütün güzel şeyler. Kendini, çocukluğunda altında oturmayı çok sevdiği beton yığınları arasında kalmış yorgun, üzgün ve yaşlı ağaç gibi hissediyordu. 

Kitaplığa doğru yürüdü. Eline Dostoyevski’nin suç ve cezasını aldı. Çoktan ayrı dünyalara dalıp gitmişti. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder