8 Ocak 2021 Cuma

LA VIDA

Dünya mı sesini daha iyi duyurmaya başladı? 

Yoksa ben mi etrafımdaki gürültü kalabalığından kurtulup dünyayı duymaya başladım? 

Rüzgarın seslenişi, 

martıların çığlıkları, 

ağaçların yapraklarıyla cilveleşme sesleri doluyor kulaklarıma. 

İzliyorum doğayı, 

mezarından başını uzatmış bir ceset gibi... 

Hayat devam ediyor bir yerlerde, insanlar sahilde kahve içiyor, parklarda çocuklar kahkahalarını paylaşıyor. 

Bir ben duymuyorum. 

Bir ben ölüyorum sessiz kabuğumun içinde. 

Herkesten habersiz biçare. 

Ben ölürken doğa ana yeniden doğuyor, her yerde. 

Belki de içimde. 

Ama ben ölüyorum doğa can bulurken içimde.




2 Ocak 2021 Cumartesi

- - . . - .

 Sevdiğimiz bir kişiye, "beni ne kadar seviyorsun?" sorusunun karşılığında avcumuzu  göstersek ne kadar küçümser.. 

Halbuki o, küçücük avuçla ne kadar çok kişiyi ne kadar çok sevebiliyoruz.. 

Hayatımızın ona bağlı olması 
Bütünümüze kan pompalaması 
"Seni seviyorum" dediklerimizi sığdırdığımız yer
İlkokulda çizmeye çalıştığımız
Lisede oklarla harf yazdığımız 
Üniversitede içini doldurmaya çalıştığımız 
Kalbimiz aslında ne kadar küçük.. 
Görevleri ne kadar büyük.. 

Bir insan olsa 'ne yürekli' deriz
Bir cebir sorusu olsa 
Çok zor çözeriz
Bir müzik olsa zor  duyar
Bir resim olsa belki çizeriz
Halbuki o ne kadar da küçük.. 

Heyecanlanınca
Korkunca 
Panikleyince 
Mutlu olunca
Sevince
Aşık olunca 
Kendini kaybeden bir organ
Nasıl bu kadar küçük olabiliyor? 

Sıktığımız bir avcumuz sadece.. 
Kalbimiz.. 
Kalbimiz, sadece bir yumruk kadarken
O yumrukla nasıl bu kadar sevebiliyoruz?
İçine yüzlerce insanı nasıl alıyoruz? 
Ya 
Da 
Aslında
Sevmiyor
Alamıyor
Kendimizi mi kandırıyoruz? 
Bir avuçta beş parmak varken
Avuç kadar bir kalpte 
Beşten fazla kişiyi 
Nasıl yaşatabiliyoruz?







Amerika'dan öğrendiğim bir şey var.

 

Amerika’dan ne mi öğrendim? Gecenin bi' körü işten gelip sabahın bir körü işe gitmeyi. Hani 9-10’da uyanmak ölüm gibi gelir ya insana, 9 10 geç gelmeye başladı bana sabah 4’te işe gitmeye başladıktan sonra… Amerika’dan öğrendiğim bir şey var. Yıldız haritası gökyüzünde çok güzel duruyormuş. Güldüğünde her şey düzelebiliyormuş. Selam vermek istemediğin insanlara bir gün mutlaka işin düşüyormuş. Amerika’dan Amerikalılardan öğrendiğim bir şey var, ne olursa olsun gülmek gerekiyormuş. Yanında mutsuz olduğun insanlardan kaçman gerekiyormuş.

Amerika’dan öğrendiğim bir şey var. Mesela erken kalkmak istemediğim bayram sabahlarının, bayramlaşmanın önemi. Mesela annemin her gideceğim yere vardığımda “vardım” mesajı isteme sebebi. Arkadaşlarımın “hadi görüntülü konuşalım” deme sebepleri. Bunların hepsinin bir anlamı var. İçimde bitmek bilmeyen umudun bir anlamı var. Uyandığımız her sabahın, tanıştığımız her insanın, gördüğümüz her yerin bir anlamı var.

Mesela 23 yaşında burada iki elimi bırakıp bisiklet sürmeyi öğrendim ben. Gece karanlıkta yıldızların ışığıyla yolumu bulmayı öğrendim. Ne olursa olsun bir kez daha kimseye değil, sadece kendime güvenmem gerektiğini yine burada öğrendim. Kim sana ne kadar yakın olursa olsun kıskançlığın, hasetliğin hiç bitmediğini öğrendim. Kime ne kadar değer verirsen ver, insanların gözünde hiç değişmediğini hep aynı kaldığını, birçok doğrunun hiçbir şeyi, tek bir yanlışın ise her şeyi değiştirdiğini yine burada öğrendim. Lisede edebiyat hocamın dediği söz aklıma geliyor;
Senin ne anlatmak istediğin değil, insanların senden ne anladığıdır önemli olan.