* Tanışalım *

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dü...

9 Ekim 2019 Çarşamba

Amerika Günlüğü - 3 - Farkına Varma

Merhaba meraklı, 
Bu sefer biraz iş hayatımdan bahsetmek istiyorum. Önceki yazımda söylemiştim. İlk işimde sipariş alıp veriyor, çalıştığım alanın temizliğini yapıyor ve eksikleri hallediyorum. Türkiyedeki klasik fast food restoranı. İkinci işimde aşçıya yardım ediyor, bulaşıkları yıkıyorum ve üçüncü işimde sipariş alıyor, milkshake hazırlıyorum. İlk iş zorunluluk diğer ikisi seçim olduğu için ikinci ve üçüncü işte daha çok eğleniyor daha çok öğreniyorum. Bir fark daha var ki en can alıcısı. İlk işimde Amerikalı sayısı yok denecek kadar az. Çoğunlukla Meksikalı insanlarla çalışıyorum. Genellikle İspanyolca konuşulan bir ortamda denilenleri çoğu kez anlamadığım için çalışmak ölüm gibi oluyor. Fakat bunu da "İspanyolca konuşursanız Google translate kullanırım" diye sevimli bir tehdit cümlesiyle neredeyse çözdüm. Ve biz Türk çalışanlar biraraya gelip Türkçe konuşunca ne hissettiğimizi onlar da anlamaya başladılar. İkinci iş yerimde Amerikalı, İrlandalı ve Taylandlı insanlar ile çalışıyorum. Ne kadar eğlenceli olduğunu tahmin bile edemezsiniz. 
He bu arada evde bulunan 3 Jamaikalı sayısı da ikiye düştü. Nedenini hala bilmediğim bir sebepten bir Jamaikalı evden ve işten çıkarıldı. 6 ay öncesine kadar sınıftaki yabancı arkadaşları dışında sadece Türk arkadaşı olan ben şimdi Amerikalı, Meksikalı, Çinli, Jamaikalı, Arnavut, İrlandalı arkadaşlar edinmeye başladım. 
Üçüncü işim en ama en eğlenceli olanı. Dondurma satıyor, Milkshake hazırlıyor ve açılıştan önce ürün hazırlarken patronumla AC DC dinleyerek dedikodu yapıyorum. Ben Türkiye'de yaşadıklarımı o gençken gittiği metal konserlerini anlatıyor. Acaayiip eğleniyoruz. Çalıştığım yerlerde insanlar beni sürekli görüp "aaa sen falanca yerde de çalışıyorsun gördüm seni" demeyi asla bırakmıyor tabi. Tanınmak hoş olsa da bazen başa bela oluyor. Telefonumu elimden alıp numarasını kaydedenler, kağıda numarasını yazıp sipariş verirken avucuma bırakanlar, ayak üstü evlenme teklifi edenler olmadı değil. Dönünce düşünüp düşünüp güleceğim müthiş anılarım vaarr. 
Evet ilk işimi pek fazla sevmiyorum fakat orada da kucak dolusu sevgiyle karşılaştık. International öğrencilere alışık oldukları için aslında bizi en normal onlar karşıladı. Müşteriler de yabancılara alışıktı bazı ırkçılar hariç hiç sorunumuz yoktu. İlk haftalarda Türk bir arkadaşıma yapılan ırkçılık sonucu bir adamın bir daha bulunduğumuz eyaletteki bu markadaki herhangi bir fastfood restaurantına giremeyeceğini öğreniyoruz. Irkçılık hiç hoş karşılanmıyor. Etraftaki insanlara da tembihleniyor ve o kişi sana yaklaşamıyor. Ama bu insanların ırkçılık yapmadığı anlamına gelmiyor tabii. 
Şimdi ailemin bile bu yazıdan öğreneceği work and travelda beni ağlatan başıma gelen en kötü olayı aktaracağım. Gerek telaffuzumdaki farklılıktan gerekse ismimden dolayı hemen hemen herkes yabancı olduğumu anlayıp nereli olduğumu soruyor. Hepsini arkadaşça zannederek onlara Türk olduğumu gururla söylüyordum. İlk aylardan itibaren bunu öğrenen bir ergen erkek grubuyla tatsız olaylar yaşadık. Her siparişte farklılık yaparak bana kaba davranarak sabrımı sınıyorlardı. Çalışma süremin son haftası artık dayanamayarak durumun polise iletilmesi için elimden geleni yaptım. Bazı korkak menajerlerime rağmen bir menajer bana destek oldu ve Sheriffe durumu ilettik. Merak etmeyin aynısını bir daha yapamayacaklar. 
Size en kötüsünü söyleyeyim mi? Şikayet edeceğimi söylediğim anda ev arkadaşım “Türkiye’de bir Suriyeliye biri ırkçılık yapsa kimse yardım etmez sen de uğraşma, boşver” dedi. Irkçılıktan daha çok canımı acıttı, neyse ki düşündüğü gibi olmadı.