Amaçsızca yürüdüğü kaldırımın sonunun nereye gittiğini fark
etmemişti bile. Etrafına bakındığında farklı tarzda giyinen ve neler yaptığını
çözemediği bir sürü insanla göz göze geldi. Yanından geçtiği, kenarı tahminince
rüzgârdan eğilmiş tabelada Beyoğlu yazdığını gördü. İlerlemeye devam etti. Bu
sırada da insanları incelemeye devam ediyordu. Kulaklığı kulağından düştüğü
için sinirlenen bir kız, annesiyle tartışan genç bir erkek ve sevgilisiyle el
ele dolaşan bir kız gördü. Tabi ki bakmak istemediği beton yığınları da onu
takip ediyordu.
Çok ani
karar veren bir insandı ve birden yolunu değiştirdi. Metro durağına çok yakındı
ve hemen akbilini cebinden çıkarıp koşmaya başladı. Tam zamanında gelen metroya
bindi ve uzaklaştı. Cebinden telefonunu çıkardı. -14.04.2025 Çarşamba 14:58 - son durakta indi. Düşünceleri kimsenin bilmediği bir yerde
yaşamaktı. Pendik’te bulunan Ömerli köyüne gitti. Baraja çok yakın bulunan fakat kimsenin
gözüne çarpmayan, her zaman kaçamak yaptığı bu kulübeye girdi. Sandalyesine
oturdu. Ellerini saçlarının arasına
götürdü. Hafif yağlı saçlarını yolmaya çalıştığını sonradan fark etti.
İki gün
önce sevgilisinden ayrılmıştı. Tam 5 gün önce de işten çıkarılmıştı. Büyük
ihtimal sevgilisi ondan bu sebeple ayrılmıştı. Zaten insanlar paranın olduğu
yerdelerdi. Gündüzleri iş yerleri, ofisler; geceleri ise barlar ve kulüpler
dolup taşmıyor muydu? Kimse artık kitap okumuyordu. Pazar kahvaltısı, aileyle
yapılan piknik ve mangal keyfi artık kalmamıştı. Beton yığınları arasında
çürüyüp gitmişti bütün güzel şeyler. Kendini, çocukluğunda altında oturmayı çok
sevdiği beton yığınları arasında kalmış yorgun, üzgün ve yaşlı ağaç gibi
hissediyordu.
Kitaplığa doğru yürüdü. Eline Dostoyevski’nin suç ve
cezasını aldı. Çoktan ayrı dünyalara dalıp gitmişti.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder