* Tanışalım *

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dü...

28 Ekim 2017 Cumartesi

A Ğ

Bak yine örmüş kader ağlarını..
Yarım kalan hikayeler içinde can bulmaya çalışışımız..
Eski dostluklar, eski arkadaşlıklar, eski aşklar..
Eski şarkılar içinde eski neşemizi bulmaya çalışışımız..
Bilinçaltı öyle bir şeymiş ki eskiler arasında hep iyileri hatırlarmış. Peki ya hatırlamak için unutmak gerekmez mi? Tekrar hatırlayacak sevinecek hüzünleneceksek eğer neden unuttuk? Unutacaksak neden sevdik? Modası geçince, hevesimiz bitince vazgeçeceğimiz şeylere neden bağlandık?
Bir şarkıyı ilk çıktığı an neden beynimiz patlayana kadar yüksek sesle defalarca dinledik?
Bir fotoğrafa neden gecelerce sarılıp uyuduk?
Bir insana neden bağlandık? Hayat bağladık?
Taşın altına koymadan elimizi karanlığın içine doğan günü bekledik..
Belki bir söz tamamlayacak bizi..
Bir söz daha söylemek için illa ölmek mi gerekir?


26 Ekim 2017 Perşembe

Hayata 5 kala

Hayat.. 
Gün geliyor ağzın dolu dolu gülmeyi öğretiyor sana.. 
Gün geliyor elinin tersiyle itmeyi.. 
Gün geliyor ağzının içinde gevelemeyi.. 
Günü geliyor küfretmeyi öğretiyor.. 
Hayat.. 
Ne zaman ne yapacağı hiç belli olmuyor. 
Sevdiklerini unutturmuyor. 
Bazen de unuttuklarını bir daha sevdirmiyor.
Kolay kolay vazgeçemedğin şeyleri görmezden gelmene sebep oluyor. 
Bazen ise görmezden gelmeye çalıştığın şeylerden vazgeçirmiyor.
Velhasıl kelam 
Pek ciddiye almayacaksın bu hayatı
Nasılsa kendiliğinden bir şekilde geçiyor.



11 Ekim 2017 Çarşamba

M İ H R İ

Güneş ayrılıyor ardından bulutların.. Batarken tam da yatağımın olduğu kısımdan net olarak her şey görünüyor. Odanın sol köşesini aydınlattığı son dakikalar bunlar.. Yazmadığımı, yazamadığımı farkettiriyor bana. Koca gri bir bulutun arkadasında kalırken, ona baktığımdan ötürü gözümdeki kamaşıklığı ve sarı hayali gölgesini de bana bırakıyor. Sorumluluklarını yerine getirmiş bir birey gibi huzurla ayrılıyor bizden. 'Yarın gene görüşeceğiz.' diyerekten. Buralarda bir yerlerde ona yazıldığını bilmediği bir metin bırakıyor geride.
Gökyüzü, kızıl bir gül gibi duruyor göz bebeklerimde. Gidişi bile söz ettiriyor kendinden.. Belki de bu yüzdendir ki birbirini sevenler beraber günbatımı izlemeyi çok severler. Bu kadar büyülü bir ayrılışla söz veriyorlardır birbirlerine 'hiç ayrılmayacağız' diye..
Bir düğündü sanırım güneşin batışı.. Bir grilik sarınca ortalığı duruldu hayat. Düğün bitti sanki. Gelin ayrıldı evinden.. Gri bir hüzün kaldı üzerimizde.. Adını koyamadığım bir mutlulukla.. Gri bir hüzün, adlandırılamayan bir mutluluk.. Birbirini sevmeyen iki kardeş gibi.. Aşk ve nefret gibi.. Güneş ve ay gibi.. Birbirinden ayrılamayan iki sevgili..
Güneşin batışı bu kadar yoğun hissettirirken doğuşu kaç aşka yelken açmamıza sebep oldu kim bilir?

9 Haziran 2017 Cuma

eskidik

Bir yanım havaalanı, bir yanım masmavi deniz..
Bir yanım egzoz dumanı, bir yanım rengarenk trafik..
Duran arabaların kırmızı, giden arabaların bembeyaz farları..
Bir yanım selvi diğer yanım iğde ağacı..
Bir yanımda kuş sesleri bir yanımda seyyar satıcı..
İstanbul'un ücra ilçelerinin şen şakrak mahallelerinden bahsediyorum. Doğup büyüdüğüm, her sokağını karış karış bildiğim can mahallem.. Fakat artık tanıyamıyorum.. Binalarını, yollarını, komşularımı..Ne konuştuklarını bile anlamadığım, yüksek sesle konuşan, esmer, zayıf, soğuk kanlı komşular..
Nerde o eski ramazanlar bunu bilmem ama eski Türkiye'nin nerde olduğunu biliyorum.. Hatıralarda, filmlerde, fotoğraflarda..
Herkesin birbirini tanıdığı, akşamları apartman önlerinde, sokak başlarında, park kenarlarında buluşulan,
Bakkaldan veresiye alındığında deftere yazılmayan, yarın mutlaka alınacak olan,
Taksi aranmayan, hastaneye, okula komşunun arabasıyla gidilen,
Alt komşunun balkonda çamaşırı varsa, üstten paspas silkelenmeyen günler sadece akıllarda kaldı.
Onlarda sadece şanslı olanlarımızda..
Aşağıdan su, ekmek istemeyen,
Çamurla ve yaprakla yemek yapmayan,
Sinekleri ameliyat etmeyen,
Kedi, köpeklere yuva yapmayan,
Seyyar salıncak görünce 'beş yüz bin' istemeyen çocuklar büyüyor.
Bu çocuklar bilmiyor eski Türkiye'nin güzelliklerini.. Sürekli yenilenmek, büyümek isteyen güzel ülkem eskidikçe eksildiğinin farkında olmadan mışıl mışıl uyuyor, hızlı hızlı büyüyor. Bazılarımız büyümüş Türkiye'nin, eski kıyafetlerini atmaya kıyamasak da, pantolon paçalarımız artık dizlerimizi bile örtmüyor.


8 Haziran 2017 Perşembe

Ö.A

“Bye Bye” dediğim yozlaşmış günümüz Türkçemle el salladım arkadaşlarıma. Son minibüsün geçmiş olması gerekiyordu. Hâlbuki ufukta görebiliyordum. Az önce alışveriş yaptığım alışveriş merkezinin önünden minibüse bindim. “Bir öğrenci alır mısınız?” dedim paramı uzattım ve arkadaki dörtlü yıpranmış koltukların en sağına oturdum… Az kişi vardı minibüste. Belki de havanın kararmış olmasındandı.  Bir elin parmaklarını geçmedik. Üçüncü sıradaki başörtülü teyze indi. Ondan iki kilometre sonrada hemen hemen yaşıtım bir erkek…  Şoför ve ben kalmıştım sadece… Yanlış yola sapmıştık. Şoförle tartışmaya başladık.
Tarih 11 Şubat 2015, babamın şapkamı minibüste görmesiyle öğreniliyor başıma gelenler. Başıma kötü bir şey geleceğini Tarsus-Mersin otoyoluna sapınca anladım.  Gizlice çantamda taşıdığım biber gazımı çıkarıp şoföre sıkmaya çalışırken, bıçak darbelerini vücudumda hissettim. Tırnaklarımı yüzüne geçirmeye çalıştım ve başardım. Bıçak darbeleri devam ediyordu hemen sonrasında da bir demir çubuk… Öldüğümü anlayınca paniğe kapıldı ve babası sandığım adam ve yaşıtı gibi duran bir arkadaşını aradı. Dediklerinden anladığım kadarıyla ormana gidiyorduk. Üçü bir olup beni yaktılar. Zannımca tırnaklarımın arasında kalan derisi bulunmasın diye ellerimi kestiler. 

Ben, Özgecan Aslan Mersin’in Tarsus ilçesinde Evime gitmek için bindiğim dolmuşta 3 kişi tarafından bıçaklandım, öldürüldüm ve yakıldım.  Cesedim dere kenarında bulundu.  Yanıklarım yüzünden, kıyafetlerimden tanındım. 20 yaşındaydım ve üniversite öğrencisiydim. Daha çok sözüm, okuyacak çok kitabım olacaktı. 


3 Haziran 2017 Cumartesi

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dünyaya geldim. İstanbul benim de şiirlerimi süsleyecekti.
Meliha diye sözleştikleri adım en son 'Merve' olmuş. İki sene anneme bağlı yaşamışım. Yemek, giyinmek, uyumak.. Akla gelebilecek her şey.. İki sene sonunda bütün yükümlülüğümü üzerime almışım, abla olmuşum zaten. Annem doğum günümü ilk kez kutlamaya hazırlandığı gün kız kardeşimi almış kucağına. Böylece ilk kez kardeşim Melike ile kutlamışım doğum günümü.
Beş yaşıma merdiven dayadığımda Yasin eklenmiş çekirdek ailemize, biricik erkek kardeşim..
Sorumluluk sahibi bir abla olarak usluymuşum. Sabah bir koltuğun üzerinde bırakırlar, akşam gelip alırlarmış.
Birçok lakabım varmış. Kimisi 'süslü' kimisi 'bilmiş' kimisi ise 'küstüm' dermiş. Takıp takıştırıp sokağa çıkar, boyumdan büyük laflar edermişim. Birine küsünce beni bulacakları ilk yer kapı arkaları olurmuş. Küçükken de yalnızlığı severmişim.
Yedi yaşında teslim edildiğim okulda eğitimden çok öğretim gördüm. Akranlarım gibi ağlayarak değil koşarak gitmiştim oysa ki.. Okul büyüdüğümün kanıtıydı bu sebeple çok severdim. Sonradan küçük kalmak isteyeceğimin farkında bile değildim. 
O sene yakamda yerini bulan kırmızı kurdele uzun süre ağzımın kulaklarımda kalmasını sağlamıştı. Okumayı erken sökmüştüm fakat dikmem yıllarımı alacaktı. 
Daha 8 yaşında küçük bir kaza geçirmiştim. Oyun oynadığımızı sanan bir arkadaşımın beni 'ebe' ilan etmesiyle küçücük kafamı merdiven basamakları arasında bulmam bir olmuştu. Kendime geldiğimde bir sandalye üzerinde avucumdaki sargı bezini, dişlerimi sıkarak alnıma tutuyordum. Alnımdaki o çizgi alın yazısı değil kaza anısıydı.
İlk arkadaş kazığımı 14 yaşında ortaokulda yemiştim. Bundan sonrakilerde yardımcı olacaktı bana. Her seferinde tedbir alacaktım. Birine güvenmek bana çok uzak gelecekti. 
Elime tutuşturulan bir diploma ile kendimi okulun önünde bulmam kıçıma yediğim ilk tekmeydi. 'Bitti' lafı yüzüme tokat gibi inmişti. Sırtımdaki darbeler ile ortaokulu bitirmiştim. Yanıma aldığım, küçük kazalar ve büyük kazıklardı.
Lisede yediğim kazıklarla beraber dost sandıklarımın sayısı artmıştı. Burada çıkmıştı gözümdeki pembe gözlük. Hayat bana burada 'merhaba' demişti. Hayatın uzattığı eli istemeyerek de olsa sıkmıştım. Dişlerimin arasından kaçan 'memnun oldum' sesi bana ait değildi. İnsanlığım konuşmuştu gene.

İlk kazam 8 yaşında

İlk kazığım 14 yaşındaydı

Kitaplarla tanışmam ise 13 yıl sonra bulmuştu beni. Katıldığım bir yarışma beni kitaplarla dost etmişti. Ve bu dostluk hiç bitmedi. 
İlk yazma eylemimi de 15 yaşında gerçekleştirdim. O zaman karar vermiştim edebiyatın her daim yanımda kalacağına.. 
Yazmaktan sonra en sadık dostum şarkılardı. Elime tarağı alıp ayna karşısına geçtiğimden beri onlar yalnız bırakmamıştı beni.
Kitaplarım, yazılarım ve müziğim beni hiç yalnız bırakmayacaktı. 

Öyle de oldu. 
Evden ilk çıkışım üniversiteyi kazandığım anda olmuştu. Sanki bir daha eve girmemin zor olacağını biliyormuşcasına 2 gün boyunca ağlamıştım. 
Kan bağı olmadan kardeş olunabildiğini 20. yaşımdayken öğrendim. 

18 yaşında ilk kez çıktım şehrimden 
23 yaşında ilk kez kaçtım ülkemden 

Geri dönünce ilk iş toprağını öpeceğimi bilmeden

İlk kez 20. yaşımda tattım aşkı
İlk yenilgimi de 



18 yaşında çıktığım baba evime 25 yaşımda döndüğümde hayatın ne olduğunu öğrenmiştim.

Yalan dostluklar 
Tuzak sevgilerle


Çocukluğumda hayalini kurduğum çok katlı cam binalarda, topuklu ayakkabı olarak düşlediğim çoraplarıma yerleştirdiğim legolarla, plaza hayatıma kavuşmuş kapital köleliğimi gerçekleştiriyorum.

Bu kölelik içinde tam kapatmışken kendimi 30’uma merdiven dayamışken gerçek aşkla karşılaştım.

Kalbimi teli koptu zannederken bağlandım,
İnandım,
Güvendim,
Aşık oldum.


Nedenini nasılını bilemeden asla olmayacak derken…

Velhasıl, kalbinizin teli kopmadan bağlanın birine.
Demiş ya şair, sevmeyi abartın diye.










6 Mayıs 2017 Cumartesi

U N F O R G I V E N

Hayat bir elementse
Sen H²O'sun.
Eğer hayat bir filmse,
Sen en güzel sahnesin.
Dersen ki değilim
Hayat sadece bir mevsim.
O zaman sen sonbaharsın.
Renk ise kırmızısın.
Bir ay'sa Nisan
Bir gün ise 14'üsün.
Çünkü sen susuzluğum, suyum..
Kanamadığım, doyamadığımsın.
Sen başlangıç.
Sen doğumumsun.
Sen aşksın.

Sen bir şarkıysan
Sezen Aksu'nun dudaklarından dökülürsün.
Sen bir şiirsen
Nâzım Hikmet'in dizelerinde can bulursun.
Sen devrimsin..
Sen aşksın..
Sen ihtiyaçsın..
Hayat bir gezegense galakside
Sen Dünyasın,
Yaşam sadece sende.



9 Nisan 2017 Pazar

GESTERN

Bu hayatta her şeyin bir sahibi, her şeyin bir ömrü vardır.
Kıyma dolapta dört günde bozulur.
Dondurma erir.
Şampuan biter.
Saç dökülür.
Kelebeğin ömrü bir gündür.

Duygular..
Duygular hep taze kalır.
Kapanmayan bir yara gibi..
İyileşir, unutulur.
Ama hep sızlar.

Bir dikiş izi gibi.
Dikiş atılır.
İyileşir.
Ama izi gitmez.

Biten bir kitap gibi..
Sayfaları artık çeviremezsin.
Ama karakterler hep aklında kalır.

Hayatta her şeyin bir sahibi, her şeyin bir ömrü vardır.
Sevginin, aşkın, insanın bile ömrü vardır.
Bu hayatta her şey biter.
Hayatın, dünyanın bile bir sonu varken, bizler neden bitmeyelim ki?






26 Mart 2017 Pazar

O Gün Bugün ~

Hayat; sonsuz sandığımız bir gündür. Ama değildir. Sonsuza dek yaşayacakmış gibi dertlenip her an ölecekmiş gibi eğlendiğimiz tek bir gündür.
Sevdiğimize sevdiğimizi söylemek,
Ağzımız kulaklarımıza değecek gibi gülmek için tek bir günümüz var.
Annemize doya doya sarılmak.
Yağmurda ıslanmak için bir dakikamız var.
Bütün şarkıları dinlemek için,
Bütün güzel filmleri görmek için saniyelerimiz var.
Mutlu olmak için sadece bir kaç salise..
Gülümseyin efendiler.
Gülümsemek için başka bir anınız yok.
Hayat müşterek..
Bir gün gülmek için güzel dişlerimiz olmayabilir.
Sebepsiz yere kahkahalar atarak şarkılar söyleyin.
Hayat bir gün.





7 Mart 2017 Salı

KADINLARIN SÜPER GÜCE İHTİYACI YOKTUR.

Konuşma,
Bağırma,
Gülme,
Giyme,
Yapma,
Etme,
Kız kısmı,
Hanım hanımcık,
Elinin hamuru,
Evinin kadını,
Çocuklarının anası,
Sözünün eri,
Evinin direği,
Erkek dediğin,
Adam gibi adam.
Peki ya bundan sana ne?
Neden sürekli bir ayrım, neden sürekli bir kalıp?
Ben kadınım. Okurum da. İşime de giderim. Çocuk da yaparım.
Ben kadınım, hamurumu da açar, musluğumu tamir de ederim.
Ben kadınım, şortumu da giyerim. Duamı da ederim.
Ben kadınım, ciddi de olurum, gülmeyi de bilirim.
Ben kadınım, severim de, yerin dibine sokarım da.
Ben kadınım, ısıtırım da dondururum da.
Ben kadınım, elimin değdiği yerde çiçekler açar. Geçtiğim sokaklar gül bahçesi olur.
Ben kadınım tuz olurum. İster yarana acı olurum, ister aşına tat olurum.

25 Şubat 2017 Cumartesi

Günler Dönmüyor Geri

Bazen yapmam dediği şeyleri yapabiliyor insan. Aklından geçmeyen şeyler başına geliyor mesela. Kokusu bile midemi bulandırıyor dersin sigara dudaklarında can bulur. Ne sevcem ben onu nefret ediyorum dediğin insanın mutluluğu sana bayram havası yaşatır. Yüzünü bile görmek istemiyorum dediğin insanın yüzünü arar olursun. Saklamam ben kimseden bir şey içim dışım bir dersin en yakınına bakarken gözlerin kaçar, uzağa dalar.. Ben beklemem dersin beklemekten ömrün çürür. Büyük konuşmamak lazım bu hayatta, zira nerede büyük konuştuysak katbekat yaşadık, yaptık, yaptılar. Yapmaya da devam edeceğiz. Sevmem ben diyeceğiz, seveceğiz. Beklemem diyeceğiz, bekleyeceğiz.

Hayatı kaçırmamak lazım dostum. Anı yaşamak, yaşatmak lazım. Giden günlerimiz dakikalarımız 'kusura bakma beni dolu dolu yaşamayı unuttun' deyip peşimizden gelmiyor. Okuyamadığımız kitaplar ağlıyor arkamızdan. Sohbet edemediğimiz dostlarımız bir bir gidiyor. İzleyemediğimiz filmler vizyondan kalkıyor. Bizse fragmanda gördüğümüz yerleri tekrar tekrar izleyip filmi kaçırıyoruz. Dakikalarınız kıymetli.

Ne boş bir yazı bu demeyin. Gözden geçirin. Eğer ki bi kelimem bile size etki etkiyor, aklınızı başınıza devşiriyorsa, bu dakikadan itibaren bütün dakikalarınızın kıymetini bilin. Bilin ki ağlamasınlar arkanızdan..



16 Şubat 2017 Perşembe

Geçer Sandım

Gökyüzü gözlerin, yeryüzü ellerindi.
    Gittin. 
        Yeryüzü kapattı gökyüzünü.. 
           Toprak oldu bulutlar, deniz oldu yağmurlar.. 
    Gittin. 
       Kaydı elimdeki balık. 
          Gözüm kaldı yolda.
    Gittin. 
       Tavşan niyetlerinde, sakız fallarında seni arar oldum..
    Gittin. 
       Söndü yaşam enerjim.
   Gittin.
      Açamadı tomurcuklarım. 
         Soldu günlerim.
   Gittin.
      Sarılamadım.
         Kokun burnumda, kollarım havada kaldı. 
   Gittin.
   Bittim. 

11 Şubat 2017 Cumartesi

Beş harfli canavar

Hayat bazen acıdır, bazen ise baldan tatlı. Fakat sadece kendiniz için değil başkaları için de sevinmeye başladığınız zaman biber olan kısmı sizi pek ilgilendirmiyor. Yanınızdaki insan için bir şeyler yapınca onu mutlu edince baldan, baklavadan tatlı geliyor hayatın sundukları.. O gülünce, gözünün kenarında oluşan kaz ayakları, dudağı ile yanağı arasındaki kahkaha çizgileri sizi de mutlu edebiliyor.
Peki bunu okurken kafanızda oluşan şekle kim bürünüyor? Aklınıza gelen kişi, sizin için sevinen mi yoksa sizin onun için sevindiğiniz mi? 'Her ikisi de' derken umursuzca omzunu silken insanlar görüyorum. Ne kadar kıymetli bir şeye sahip olduğunuzun farkında mısınız acaba? Yanınızda ya da aklınızda olan kişinin sizin için sevindiğini, sizin adınıza mutlu olduğunu biliyorsunuz. Ve sizde onun için mutlu oluyorsunuz. Ne hoş değil mı?
Hayat müşterek, hayat çıkarcı, hayat acı. Bu 5 harfe bürünmüş bazılarımız için canavar olan şey, size bir güzellik bahşetmiş, değerini bilin.

Serçe.

Hani bazen bir derdiniz olur. Dermanınız elinizin yanındadır ama göremezsiniz. Bakın elinizin altındadır demiyorum. Zahmetsiz olmuyor hiçbir iş.  Ama siz inatla gider boyunuzun uzanmadigi yerlere merdiven dayamaya çalışırsınız. Dermanı orda sanırsınız çünkü. Halbuki serçe parmağınızı söyle bi' sola kaydırsanız aradığınız o. Orada sizi bekliyor. Ama inatla merdiven beklersiniz. Kafanızı çevirin. Sağa sola bakın bi'. Aradığınız derman orada. Esmeden, gürlemeden, dalı kırmadan alın çiçeğinizi. Onu koklamak açacak nefesinizi. Huzurla dolacak ciğerleriniz. Siz yeter ki isteyin. Aradığınız her neyse önce gözünüzün önünden başlayın. Boyunuzun ulaşamadığı yerleri gözünüze kestirirseniz, boyunuzun ölçüsünü alırsınız.



10 Şubat 2017 Cuma

Kalbinizin Teli Kopmadan

İnsanlara yaklaşırken içimizde bulunan bu egonun, kibirin sebebi ne? Birbirimizden üstünlüğümüz ne bizim? Hiç. Kocaman bir 'hiç'. Farklı özelliklerimiz var ama birbirimizden bir farkımız yok. Fakat insanları sevmiyoruz. Sevemiyoruz. Birbirimizi sırtından vuruyor, canını yakıyoruz. Ama sevmeyi akıl etmiyoruz. Küçükken yağ, bal satardık, artık insan satıyoruz. Kah Batı'da mecazi, kah Doğu'da tamamıyla gerçek.. Halbuki sevsek birbirimizi, kırmasak, üzmesek. Ne hüzünlü şarkılar ne de savaşlar kalır. Hayır hayır polyannacılık oynamıyorum. Düşününce mantıklı gelmiyor mu? Bu fikir sizin de ağzınızı kulaklarınıza ittirmiyor mu?
Bulunduğunuz ortamda etrafınızdakilere bir bakın, hangisini çıkar ilişkisi olmadan seviyorsunuz? Peki hangisine kollarınızı açsanız düşünmeden koşar gelir sarılır?
Egonuz, kibriniz ve büyüklüğünüz bir gün öldüğünde yanınızda birilerinin olması dileğiyle..

8 Şubat 2017 Çarşamba

Umursuz Ruhsuz...

Herkes sana aşık... Martılar tependen inmiyor. Gökyüzü en güzel bulutlarını sana veriyor.. Hele bulutlar.. En güzel mavilerini sana açıyorlar.
Halbuki ne kadar canlar yanıyor içinde İstanbul? Birbirini izleyen ama asla kesişmeyen yollarında ne kadar hasret var? Ne büyük çığlıklar atılıyor damarlarında? Kaç hayat boğazında düğüm oluyor?
Nerden bileceksin? Umursuz, ruhsuz İstanbul. İçinde birileri ölmüş, birileri doğmuş ne fark eder? Kız Kulen, Adaların, Galatan, iki yakan birarada duruyor.
Omuzların çökmüş, rimellerin akmış.. Farketmemişsin. Karasularına kaçan topları kesmişsin.
Kaşlarını çatmanın tek sebebi boğazını inci kolye gibi süsleyen iki kulenin kavuşamaması mı? Yorganın masmavi gökyüzü, çarşafın berrak bir deniz.. Yapraklar, martılar hayat arkadaşınken, içindekilere olan bu nefretin neden?
Senden başka nerede var bu denli hasret, bu kadar derin acı?


2 Şubat 2017 Perşembe

KadınınAdıYok

Kadın olmak çok zor bu ülkede.. Seversin suç olur, ölürsün. Katiline verilen ceza 5 ay 10 gündür. Yağmur Ö. gibi.. Çok güzelsindir, evlenirsin. Daha sonra yürütemez boşanmak istersin, ölürsün. Sinem M. gibi..  Her ailede tartışmalar olur. Tuzu biberidir diye öğrendik. Ufacık bir şeyden tartışırsınız. On altı yıllık eşin seni, kendi yatağında öldürür. Saniye U. gibi.. Beslersin büyütürsün, döner gözünü oyar. Seni öldüren kişi oğlun olur. Zübeyde A. gibi.. Evlenirsin katilin kocan olur 15 ve 6 aylık iki çocuğun başında bekler. Öznur B. gibi.. Seversin, sevgilim dersin. Dövülerek ölürsün. Dudu Ç. gibi.. Tek suçun saçının uzun olması olur. Üniversite okuduğun şehrin caddelerinde yürürken, ölürsün. Bigem Ç. gibi.. Gençsin, arkadaşlarınla buluşur eve gitmek için son otobüsü beklersin, ölürsün. Özgecan gibi.. 
Bu ülkede bir kadın olmak çok zor, bir de ağaç olmak..Kadınlar istediğini giyemez, yiyemez, yapamaz oldu. Toplu taşıma araçlarını, şehirlerarası otobüsleri kullanırken korkar olduk. Neden mi? Kendilerini "delikanlı" diye tanıtıp namus bekçiliği yapan kendini bilmez ucubeler yüzünden. Neden mi? "Ben yapamadım oğlum yapsın" diye baba olmaktan bihaber bireyler yüzünden. Neden mi? "Benim oğlum/ kızım özgür olsun" deyip özgürlükten anlamayan anneler yüzünden. Neden mi? Özgürlük sanıp etrafındakilere karışan gençler yüzünden.
Cahiliz vesselam.. Çocuk büyütmekten, ergen nasihatlerinden bihaberiz. Düştüğünde kaldırmamayı çocuk büyütmek sanıyoruz. Baby shower partilerini çağdaşlık sanıyoruz. Çocuğumuzun başını okşamayı bilmiyoruz. Özgürlüğü, Demokrasiyi, Cumhuriyeti bilmiyoruz. Öğretemiyoruz. 



23 Ocak 2017 Pazartesi

Kalbinizde insanlar biriktirebilirsiniz ya da aklınızda… Peki ya gözyaşlarınızda? Gözyaşlarınızda birikenler oldu mu hiç? Kırık cam gibi olan paramparça kalbinizde her aşkın bir hikâyesi var, her kırılmışlığın, her hüznün… Peki ya gözyaşlarınızın? Kuruması bile büyük bir hastalığa sebep olan çok değerli gözyaşlarınızın bir hikâyesi var mı? Birikmişliğinizin var. Gözyaşlarımızda, anlatamadıklarımız, sessiz çığlıklarımız, umutlarımız, söyleyemediğimiz hüzünlü şarkılarımız var. Peki neden? Her şey çok sevmekten…

20 Ocak 2017 Cuma

Amaçsızca yürüdüğü kaldırımın sonunun nereye gittiğini fark etmemişti bile. Etrafına bakındığında farklı tarzda giyinen ve neler yaptığını çözemediği bir sürü insanla göz göze geldi. Yanından geçtiği, kenarı tahminince rüzgârdan eğilmiş tabelada Beyoğlu yazdığını gördü. İlerlemeye devam etti. Bu sırada da insanları incelemeye devam ediyordu. Kulaklığı kulağından düştüğü için sinirlenen bir kız, annesiyle tartışan genç bir erkek ve sevgilisiyle el ele dolaşan bir kız gördü. Tabi ki bakmak istemediği beton yığınları da onu takip ediyordu. 
                Çok ani karar veren bir insandı ve birden yolunu değiştirdi. Metro durağına çok yakındı ve hemen akbilini cebinden çıkarıp koşmaya başladı. Tam zamanında gelen metroya bindi ve uzaklaştı. Cebinden telefonunu çıkardı.  -14.04.2025 Çarşamba 14:58 -  son durakta indi.  Düşünceleri kimsenin bilmediği bir yerde yaşamaktı. Pendik’te bulunan Ömerli köyüne gitti.  Baraja çok yakın bulunan fakat kimsenin gözüne çarpmayan, her zaman kaçamak yaptığı bu kulübeye girdi. Sandalyesine oturdu.  Ellerini saçlarının arasına götürdü. Hafif yağlı saçlarını yolmaya çalıştığını sonradan fark etti.  
                İki gün önce sevgilisinden ayrılmıştı. Tam 5 gün önce de işten çıkarılmıştı. Büyük ihtimal sevgilisi ondan bu sebeple ayrılmıştı. Zaten insanlar paranın olduğu yerdelerdi. Gündüzleri iş yerleri, ofisler; geceleri ise barlar ve kulüpler dolup taşmıyor muydu? Kimse artık kitap okumuyordu. Pazar kahvaltısı, aileyle yapılan piknik ve mangal keyfi artık kalmamıştı. Beton yığınları arasında çürüyüp gitmişti bütün güzel şeyler. Kendini, çocukluğunda altında oturmayı çok sevdiği beton yığınları arasında kalmış yorgun, üzgün ve yaşlı ağaç gibi hissediyordu. 

Kitaplığa doğru yürüdü. Eline Dostoyevski’nin suç ve cezasını aldı. Çoktan ayrı dünyalara dalıp gitmişti. 

Bir varmış bir tane daha varmış. Bir Rus köyünde iki balık yaşarmış. Aşkları varmış. Birinin adı İri öbürününki adı İnce’ymiş. İri Küba’ya kadar yüzelim demiş bir gün. Yeni sularda yıkansın aşkımız. İnce için fark etmezmiş. Bırakmışlar kendilerini akıntıya. Boğazdan geçerken bir balıkçının ağına takılmış İri. İri ya. İnce de hemen sıyrılmış ağdan. İnce ya. Kemirmiş ağları kurtarmış İri’yi... İri bir ölümden. Atlantik’e vardıklarında soğuk sulardan hastalanmış İnce. Ya geri döneceklermiş ya tek bedene düşeceklermiş. İri düşünmüş, böyle anlarda düşünülmez. Ve Küba’ya gitmeyi seçmiş.  İnce de bir balinanın midesini boylamış. Boyladığı iyi olmamış. İri’nin hafızası 5 saniyelikmiş. Nereye gittiğini ve adını unutmuş hemen. İnsan unutur, hatırlatılmazsa… Balıklar da. Onu da yutmasın mı bir balina. Sonra bir mucize olmuş, hep olur. İri ile İnce’yi yutan meğer aynı balinaymış. İnce balinanın midesinde sıcaktan dirilmişmiş. Kavuşmuşlar birbirlerine…  “Cennet sevdiğinin yanıdır.” Demişler birbirlerine. Bu hikâyeyi balıklar bir balinadan öğrenmiş. İnsanlar da bu yazıdan.