* Tanışalım *

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dü...

9 Haziran 2017 Cuma

eskidik

Bir yanım havaalanı, bir yanım masmavi deniz..
Bir yanım egzoz dumanı, bir yanım rengarenk trafik..
Duran arabaların kırmızı, giden arabaların bembeyaz farları..
Bir yanım selvi diğer yanım iğde ağacı..
Bir yanımda kuş sesleri bir yanımda seyyar satıcı..
İstanbul'un ücra ilçelerinin şen şakrak mahallelerinden bahsediyorum. Doğup büyüdüğüm, her sokağını karış karış bildiğim can mahallem.. Fakat artık tanıyamıyorum.. Binalarını, yollarını, komşularımı..Ne konuştuklarını bile anlamadığım, yüksek sesle konuşan, esmer, zayıf, soğuk kanlı komşular..
Nerde o eski ramazanlar bunu bilmem ama eski Türkiye'nin nerde olduğunu biliyorum.. Hatıralarda, filmlerde, fotoğraflarda..
Herkesin birbirini tanıdığı, akşamları apartman önlerinde, sokak başlarında, park kenarlarında buluşulan,
Bakkaldan veresiye alındığında deftere yazılmayan, yarın mutlaka alınacak olan,
Taksi aranmayan, hastaneye, okula komşunun arabasıyla gidilen,
Alt komşunun balkonda çamaşırı varsa, üstten paspas silkelenmeyen günler sadece akıllarda kaldı.
Onlarda sadece şanslı olanlarımızda..
Aşağıdan su, ekmek istemeyen,
Çamurla ve yaprakla yemek yapmayan,
Sinekleri ameliyat etmeyen,
Kedi, köpeklere yuva yapmayan,
Seyyar salıncak görünce 'beş yüz bin' istemeyen çocuklar büyüyor.
Bu çocuklar bilmiyor eski Türkiye'nin güzelliklerini.. Sürekli yenilenmek, büyümek isteyen güzel ülkem eskidikçe eksildiğinin farkında olmadan mışıl mışıl uyuyor, hızlı hızlı büyüyor. Bazılarımız büyümüş Türkiye'nin, eski kıyafetlerini atmaya kıyamasak da, pantolon paçalarımız artık dizlerimizi bile örtmüyor.


8 Haziran 2017 Perşembe

Ö.A

“Bye Bye” dediğim yozlaşmış günümüz Türkçemle el salladım arkadaşlarıma. Son minibüsün geçmiş olması gerekiyordu. Hâlbuki ufukta görebiliyordum. Az önce alışveriş yaptığım alışveriş merkezinin önünden minibüse bindim. “Bir öğrenci alır mısınız?” dedim paramı uzattım ve arkadaki dörtlü yıpranmış koltukların en sağına oturdum… Az kişi vardı minibüste. Belki de havanın kararmış olmasındandı.  Bir elin parmaklarını geçmedik. Üçüncü sıradaki başörtülü teyze indi. Ondan iki kilometre sonrada hemen hemen yaşıtım bir erkek…  Şoför ve ben kalmıştım sadece… Yanlış yola sapmıştık. Şoförle tartışmaya başladık.
Tarih 11 Şubat 2015, babamın şapkamı minibüste görmesiyle öğreniliyor başıma gelenler. Başıma kötü bir şey geleceğini Tarsus-Mersin otoyoluna sapınca anladım.  Gizlice çantamda taşıdığım biber gazımı çıkarıp şoföre sıkmaya çalışırken, bıçak darbelerini vücudumda hissettim. Tırnaklarımı yüzüne geçirmeye çalıştım ve başardım. Bıçak darbeleri devam ediyordu hemen sonrasında da bir demir çubuk… Öldüğümü anlayınca paniğe kapıldı ve babası sandığım adam ve yaşıtı gibi duran bir arkadaşını aradı. Dediklerinden anladığım kadarıyla ormana gidiyorduk. Üçü bir olup beni yaktılar. Zannımca tırnaklarımın arasında kalan derisi bulunmasın diye ellerimi kestiler. 

Ben, Özgecan Aslan Mersin’in Tarsus ilçesinde Evime gitmek için bindiğim dolmuşta 3 kişi tarafından bıçaklandım, öldürüldüm ve yakıldım.  Cesedim dere kenarında bulundu.  Yanıklarım yüzünden, kıyafetlerimden tanındım. 20 yaşındaydım ve üniversite öğrencisiydim. Daha çok sözüm, okuyacak çok kitabım olacaktı. 


3 Haziran 2017 Cumartesi

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dünyaya geldim. İstanbul benim de şiirlerimi süsleyecekti.
Meliha diye sözleştikleri adım en son 'Merve' olmuş. İki sene anneme bağlı yaşamışım. Yemek, giyinmek, uyumak.. Akla gelebilecek her şey.. İki sene sonunda bütün yükümlülüğümü üzerime almışım, abla olmuşum zaten. Annem doğum günümü ilk kez kutlamaya hazırlandığı gün kız kardeşimi almış kucağına. Böylece ilk kez kardeşim Melike ile kutlamışım doğum günümü.
Beş yaşıma merdiven dayadığımda Yasin eklenmiş çekirdek ailemize, biricik erkek kardeşim..
Sorumluluk sahibi bir abla olarak usluymuşum. Sabah bir koltuğun üzerinde bırakırlar, akşam gelip alırlarmış.
Birçok lakabım varmış. Kimisi 'süslü' kimisi 'bilmiş' kimisi ise 'küstüm' dermiş. Takıp takıştırıp sokağa çıkar, boyumdan büyük laflar edermişim. Birine küsünce beni bulacakları ilk yer kapı arkaları olurmuş. Küçükken de yalnızlığı severmişim.
Yedi yaşında teslim edildiğim okulda eğitimden çok öğretim gördüm. Akranlarım gibi ağlayarak değil koşarak gitmiştim oysa ki.. Okul büyüdüğümün kanıtıydı bu sebeple çok severdim. Sonradan küçük kalmak isteyeceğimin farkında bile değildim. 
O sene yakamda yerini bulan kırmızı kurdele uzun süre ağzımın kulaklarımda kalmasını sağlamıştı. Okumayı erken sökmüştüm fakat dikmem yıllarımı alacaktı. 
Daha 8 yaşında küçük bir kaza geçirmiştim. Oyun oynadığımızı sanan bir arkadaşımın beni 'ebe' ilan etmesiyle küçücük kafamı merdiven basamakları arasında bulmam bir olmuştu. Kendime geldiğimde bir sandalye üzerinde avucumdaki sargı bezini, dişlerimi sıkarak alnıma tutuyordum. Alnımdaki o çizgi alın yazısı değil kaza anısıydı.
İlk arkadaş kazığımı 14 yaşında ortaokulda yemiştim. Bundan sonrakilerde yardımcı olacaktı bana. Her seferinde tedbir alacaktım. Birine güvenmek bana çok uzak gelecekti. 
Elime tutuşturulan bir diploma ile kendimi okulun önünde bulmam kıçıma yediğim ilk tekmeydi. 'Bitti' lafı yüzüme tokat gibi inmişti. Sırtımdaki darbeler ile ortaokulu bitirmiştim. Yanıma aldığım, küçük kazalar ve büyük kazıklardı.
Lisede yediğim kazıklarla beraber dost sandıklarımın sayısı artmıştı. Burada çıkmıştı gözümdeki pembe gözlük. Hayat bana burada 'merhaba' demişti. Hayatın uzattığı eli istemeyerek de olsa sıkmıştım. Dişlerimin arasından kaçan 'memnun oldum' sesi bana ait değildi. İnsanlığım konuşmuştu gene.

İlk kazam 8 yaşında

İlk kazığım 14 yaşındaydı

Kitaplarla tanışmam ise 13 yıl sonra bulmuştu beni. Katıldığım bir yarışma beni kitaplarla dost etmişti. Ve bu dostluk hiç bitmedi. 
İlk yazma eylemimi de 15 yaşında gerçekleştirdim. O zaman karar vermiştim edebiyatın her daim yanımda kalacağına.. 
Yazmaktan sonra en sadık dostum şarkılardı. Elime tarağı alıp ayna karşısına geçtiğimden beri onlar yalnız bırakmamıştı beni.
Kitaplarım, yazılarım ve müziğim beni hiç yalnız bırakmayacaktı. 

Öyle de oldu. 
Evden ilk çıkışım üniversiteyi kazandığım anda olmuştu. Sanki bir daha eve girmemin zor olacağını biliyormuşcasına 2 gün boyunca ağlamıştım. 
Kan bağı olmadan kardeş olunabildiğini 20. yaşımdayken öğrendim. 

18 yaşında ilk kez çıktım şehrimden 
23 yaşında ilk kez kaçtım ülkemden 

Geri dönünce ilk iş toprağını öpeceğimi bilmeden

İlk kez 20. yaşımda tattım aşkı
İlk yenilgimi de 



18 yaşında çıktığım baba evime 25 yaşımda döndüğümde hayatın ne olduğunu öğrenmiştim.

Yalan dostluklar 
Tuzak sevgilerle


Çocukluğumda hayalini kurduğum çok katlı cam binalarda, topuklu ayakkabı olarak düşlediğim çoraplarıma yerleştirdiğim legolarla, plaza hayatıma kavuşmuş kapital köleliğimi gerçekleştiriyorum.

Bu kölelik içinde tam kapatmışken kendimi 30’uma merdiven dayamışken gerçek aşkla karşılaştım.

Kalbimi teli koptu zannederken bağlandım,
İnandım,
Güvendim,
Aşık oldum.


Nedenini nasılını bilemeden asla olmayacak derken…

Velhasıl, kalbinizin teli kopmadan bağlanın birine.
Demiş ya şair, sevmeyi abartın diye.