Travel planımın ilk durağı San Francisco idi. Havalimanından kalacağım hostele taksi ile geçtim. Kalacağım yer arka, ücra sokakların birinde hoş bir hosteldi. Sokaklar birbirinin aynısı gibiydi. Hayatımda ilk kez San Francisco'da kayboldum. Şimdi nasıl unutayım orayı?
Bindiğim taksideki taksici bir Hintli idi.(bunu neden belirttiğimi bi sonraki blog yazılarımda anlayacaksınız.) Bana San Francisco'nun en meşhur restoranlarından birinin bir Türk restoranı olduğunu ve eğer Türk yemeklerini özlediysem kesinlikle gitmem gerektiğini söyledi. Tabiki de gittim. Aylar sonra Türk yemeği yedim. Gezerken yabancı olduğum anlaşılmasın diye Türkiye'de öğrendiğim taktikleri uyguladım. Hızlı yürüdüm bazen de çok yavaş.. En azından hostelde, yolları haritadan defalarca kontrol ettim ve kendimden emin yürüdüm. Nerede olduğumu anlamadığım sokaklarda ılık rüzgarın saçlarımı okşamasına izin vererek yürüdüm. Korkmama gerek var mıydı? Hiç sanmıyorum aslında. Çünkü orada aslında herkes yabancı. Herkes hızlı, herkes ürküyor..
"Alt tarafı bi köprü yeaa nolcak" diye gittiğim Golden Gate, beni kendine bağlayan en büyük yer oldu. 235 metre yükseklikte okyanusu izlemek beni aşırı mutlu etti. Zaten Amerika hayallerim arasında hep okyanusun dalgalarını izlemek vardı. Saçlarıma vuran rüzgar, okyanusun kulaklarımda uğultu oluşturan sesleri, köprüde koşan, bisiklet süren insanların sesleri ve daha niceleri..
Hayal ettiğim yerlerde hayal ettiğimden daha güzel yürüdüm.
Okyanusun dalgalarını, sokakların kalabalığını rüzgar saçlarımı dağıtırken
hissettim.
Union Square'de yer alan Turk tabelası, Golden Gate'in gölgesinde paraşüt yapan, koşan, oynayan, mutlu olan insanlar, China Town'un kalabalığı, Lombard sokağının zikzakları, Pier 39'un dükkanları.. Tekrar gitme şansım olsaydı kesinlikle giderdim Gate'e.. Zaten San Francisco benim için sadece bir köprüden ibaretti. O heybeti, dik duruşu, kırmızı rengine yakın oluşu çekti beni, biliyorum. Zaten oldum olası böyle mimarilere hep zaafım olmuştur. Bi' de kırmızı oldu ya, beni tam gönlümden vurdu, Gate..
Union Square'de yer alan Turk tabelası, Golden Gate'in gölgesinde paraşüt yapan, koşan, oynayan, mutlu olan insanlar, China Town'un kalabalığı, Lombard sokağının zikzakları, Pier 39'un dükkanları.. Tekrar gitme şansım olsaydı kesinlikle giderdim Gate'e.. Zaten San Francisco benim için sadece bir köprüden ibaretti. O heybeti, dik duruşu, kırmızı rengine yakın oluşu çekti beni, biliyorum. Zaten oldum olası böyle mimarilere hep zaafım olmuştur. Bi' de kırmızı oldu ya, beni tam gönlümden vurdu, Gate..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder