Yaptım da... Berbat bir pansiyonda kaldım ama Hollywood'da, Beverly Hills'te, Walk of Fame'de yürürken şaşkınlıktan fotoğraf çekmeyi unuttuğum anlar bile oldu. Hepsi anılarımda o ayrı. Herkes Griffith Rasathanesinde deli gibi Hollywood yazısına bakarken bir anı fotoğrafıyla rasathaneyi gezmeye koyuldum. Bilmiyorum, oraya giden arkadaşlarım içeri bile girdi mi? Böyle yaşlı ruhlu bir insanım işte. "Hollywood'a gittim işte... Eee, noldu şimdi" gibi değişik sorular vardı kafamda, bu sorularla gidip rasathaneyi gezdim. Elementlerin özellikleri ve gökyüzünün tuhaf fotoğrafları o meşhur Hollywood sign'den daha çok ilgimi çekti sanırım.
LA gündüzün kasvetine karşılık geceleri ışıl ışıl bir eyalet. Gündüzleri sırf gezdim demek için gezerken, geceleri maceraya ortak oluyorsunuz. Dedim ya ben yaşlı ruhlu bir insanım bu yüzden sanırım insanların ışıl ışıl, eğlenceli halleri beni daha çok kendine çekti. Bu arada ışıl ışıl olan her yerde karşınıza bir Türk mutlaka çıkıyor. Sayımızın bu kadar fazla olduğunu asla tahmin edemezdim. Hediyelik eşya satan dükkanlar her şey bedavaymış gibi dopdoluydu.Ve o dopdolu mekanların birinde kır saçlı bir adama çarptım. "Sorry" deyip geçtim ve bir de ne duyayım "Ay kız delidana gibi oraya buraya çarpıp duruyor." Sağ ol teyzeciğim ya :) O an diyememiştim tabii. Sanırım çarptığım adamın eşiydi.
Aslında şu an daha fazla fark ediyorum, orada burada okuyoruz ya yurtdışında sinirli birine denk geldim Türk çıktı haberlerini. Sonra kurgu diyoruz. Aslında hemen hemen öyleyiz. Kimse Türkçe bilmiyor diye bağıra çağıra konuşanlar, yabancılara Türkçe küfür edenler, öğretenler, sabırsız olanlar çoğunlukla bizleriz. Oysa elin Amerikalısı o kadar soğuk kanlı ki.. Evet, huysuz, ruhsuzlar ama biraz da mütevazılar. :)
LA konusuna dönecek olursak; LA, ışıl ışıl kalabalık ve gündüzleri çok sessiz bir yer. Gündüz elinizde kahveniz, sessizce yürürken; gece kalabalıkta kayboluyor, oraya buraya çarpıp duruyorsunuz. (Emin değilim bu benim sakarlığım da olabilir.) Gündüz Venice Beach'te bir yandan kitabımı okuyarak güneşleniyordum, gece hızlı adımlarla yürümem gerektiğini tekrar öğrendim. Bence LA tamamen İstanbul gibiydi. Gerçi büyük şehirlerin hepsi hemen hemen böyle. Bir taraf bolluk içinde yüzerken diğer taraf yüzülen o temiz sudan içme derdinde.
Kaldığım o iğrenç pansiyon mahalle arası gibi küçük bir yerdeydi. otobüs durağına yakın etrafı boş bir mahalle, küçük bir büfe de vardı. Orada yediğim hindi etli sandviçi unutamıyor oluşum bana tekrar sevdiriyor ücra sokakları. Otobüsler San Francisco'nun aksine daha ucuz ve daha ferahtı. SF'de otobüsten inmek için ip çekerken, LA'de klasik kırmızı butona basıyorduk. Bu yüzden daha benzer ve samimi gelmişti bana, Ruhsuz oluşumdan da kaynaklı olabilir bu :)
Bir sonraki yazım San Diego ile ilgili olacak... Yazımı sözlerini pek bilmediğim ama bana hep Hollywood sokaklarını hatırlatan bir şarkı nakaratıyla bitirmek istiyorum “ışıl ışıl her yer, her yer sanki..” Buraya kadar sabrettiğin için teşekkür eder, pandemiden dolayı sağlıklı günler dilerim sevgili okuyucuğuuumm.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder