Ahh San Diego üzümlü kekim..
Denilene göre Cedric'in üzüme alerjisi varmış. Chen'e asla kavuşamayacağını bildiği için ona hep üzümlü kekim dermiş. Şu an gözümde İtalya ne ise, Amerika sınırlarına girdiğim andan itibaren de San Diego oydu. Asla gidemeceğimi düşündüm hep. Söylemiştim İtalya'ya gitme isteğimi...
San Diego'ya sakin sokaklarında gezmek ve Little Italy Town'u görmek için gittim. İlk kez çıktıysanız yurtdışına özellikle büyük bir ülkeyse bu, sürekli şu soru geliyor; orada yaşamak ister miydin? Evet, San Diego'da yaşamak isterdim. Kesinlikle benim gibi yaşlı ruhlu insanların, sessiz sakin bir hayat sürmeleri için inşa edilmiş bir şehirdi adeta San Diego.
İtalya hayalimde; en lüks otellerde kalıyor, en lüks yerlerde yemek yiyor, en lüks markaları giyiyorum. Bu yüzden İtalya'yı hep erteliyorum. San Diego benim için İtalya'nın fragmanıydı. Çok güzel bir otelde kaldım. Çok güzel bir mekanda kahve içtim. Ve çok güzel bir yerde kahvaltı yaptım. Müthiş bir restoranda akşam yemeğimi yedim. Tek gece için gittim San Diego'ya ama sanırım en çok orada para harcadım, en çok orada mutlu oldum. Hiç Türkle karşılaşmadım mesela. Gece hayatları, ışıl ışıl sokaklar daha çok dikkatimizi çekiyor sanırım. Ya da San Diego henüz tarafımızca keşfedilmemiş.
San Diego'nun kibar insanlarını mı anlatayım, mimari güzelliklerini mi, sakin caddelerini mi bilemiyorum. Otobüsle gittim San Diego'ya. Otelime varmak için metroyu kullandım. New York'ta turnikeden atlayanlar varken burada insanlar, turnikelere özellikle dikkat ediyordu. O kadar genişti ki metroya giden yol, kart basmadan turnikenin yanından geçilebilecek kadar. Ama insanlar medeniyette çığır açmış gibilerdi. Kartımı okuttum ve devam ettim. Metroya binerken bavulumu görenler yardım teklif ediyorlardı. Başlarda, "yabancı olduğumu anladılar, beni dolandıracaklar şimdi" diyordum ki ilerleyen saatler beni yanılttı. San Diego konusundaki tek pişmanlığım, otelimin önündeki mükemmel yokuştu.Öyle dikti ki, Galata'ya çıkan yokuşları özletmedi bana. Bavulum için yardım almak zorunda kaldım ve bu şehir yardım etmek isteyen naif insanlarla dolu gibiydi.
Rihanna'nın şarkısında geçen king bed yatağımın tadını çıkardıktan sonra Amerika alışverişimin çoğunu San Diego'da yaptım. Öyle ki, o yokuş bavulla çıkmaktan daha çok acı verdi. Güzel bir yerde, güzel bir balık yedim ve gece yürüyüşümü Little Italy sokaklarında yaptım. En sevdiğim kol çantamın kayışı, hayatımdaki en güzel dondurmayı yerken burada koptu.
Tuzlu karamelli İtalyan dondurması... Hayatımın aşkıydı resmen. Kapıda oluşan kuyruktan buranın en güzel dondurmacısı herhalde diyerek girdim kapıdan. Aman Allah'ım, çeşit çeşit dondurma. Nasıl seçeceğim diye dudaklarımı kemirirken kapıdan içeri girdim ve elime menü verdiler. Menüde yazanlardan daha çok kararsız kaldığımı anladı sanırım görevlilerden biri ve yanıma geldi, yardımcı oldu bana. Tuzlu karamelli benim seçimimdi. Başta biraz afallıyorsunuz o mayhoş tattan ama daha sonra aylarca tadı damağınızda kalıyor. Keşke birkaç çeşit daha yeseydim pişmanlığı içimde yaşıyor hala.
Gündüz alışverişime devam ettim ve yorgunluğumu hayatımın ilk ve son espressosu ile attım. Türk kahvesini bile sade içemeyen ben ona nasıl dayandım bilemiyorum. Gerçi şimdi Türk Kahvesini bile sade içiyorum ya neyse. Sessiz sokaklarda, sakin müziklerimi dinleyerek veda ettim San Diego'ya. Otelin servisiyle gittiğim havalimanındaki uçuşumun son durağı New York'tu. En çok orayı özleyeceğimi hiç bilemedim. New York anılarımda görüşürüz okuyucu.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder