* Tanışalım *

Ben Benim Sen Kimsin

96'nın 4'ünün 14'ünde, 4'e 10 kala büyük beton yığınları arasında, üzerine şarkılar, şiiirler yazılmış bu harika şehirde dü...

9 Nisan 2017 Pazar

GESTERN

Bu hayatta her şeyin bir sahibi, her şeyin bir ömrü vardır.
Kıyma dolapta dört günde bozulur.
Dondurma erir.
Şampuan biter.
Saç dökülür.
Kelebeğin ömrü bir gündür.

Duygular..
Duygular hep taze kalır.
Kapanmayan bir yara gibi..
İyileşir, unutulur.
Ama hep sızlar.

Bir dikiş izi gibi.
Dikiş atılır.
İyileşir.
Ama izi gitmez.

Biten bir kitap gibi..
Sayfaları artık çeviremezsin.
Ama karakterler hep aklında kalır.

Hayatta her şeyin bir sahibi, her şeyin bir ömrü vardır.
Sevginin, aşkın, insanın bile ömrü vardır.
Bu hayatta her şey biter.
Hayatın, dünyanın bile bir sonu varken, bizler neden bitmeyelim ki?






26 Mart 2017 Pazar

O Gün Bugün ~

Hayat; sonsuz sandığımız bir gündür. Ama değildir. Sonsuza dek yaşayacakmış gibi dertlenip her an ölecekmiş gibi eğlendiğimiz tek bir gündür.
Sevdiğimize sevdiğimizi söylemek,
Ağzımız kulaklarımıza değecek gibi gülmek için tek bir günümüz var.
Annemize doya doya sarılmak.
Yağmurda ıslanmak için bir dakikamız var.
Bütün şarkıları dinlemek için,
Bütün güzel filmleri görmek için saniyelerimiz var.
Mutlu olmak için sadece bir kaç salise..
Gülümseyin efendiler.
Gülümsemek için başka bir anınız yok.
Hayat müşterek..
Bir gün gülmek için güzel dişlerimiz olmayabilir.
Sebepsiz yere kahkahalar atarak şarkılar söyleyin.
Hayat bir gün.





7 Mart 2017 Salı

KADINLARIN SÜPER GÜCE İHTİYACI YOKTUR.

Konuşma,
Bağırma,
Gülme,
Giyme,
Yapma,
Etme,
Kız kısmı,
Hanım hanımcık,
Elinin hamuru,
Evinin kadını,
Çocuklarının anası,
Sözünün eri,
Evinin direği,
Erkek dediğin,
Adam gibi adam.
Peki ya bundan sana ne?
Neden sürekli bir ayrım, neden sürekli bir kalıp?
Ben kadınım. Okurum da. İşime de giderim. Çocuk da yaparım.
Ben kadınım, hamurumu da açar, musluğumu tamir de ederim.
Ben kadınım, şortumu da giyerim. Duamı da ederim.
Ben kadınım, ciddi de olurum, gülmeyi de bilirim.
Ben kadınım, severim de, yerin dibine sokarım da.
Ben kadınım, ısıtırım da dondururum da.
Ben kadınım, elimin değdiği yerde çiçekler açar. Geçtiğim sokaklar gül bahçesi olur.
Ben kadınım tuz olurum. İster yarana acı olurum, ister aşına tat olurum.

25 Şubat 2017 Cumartesi

Günler Dönmüyor Geri

Bazen yapmam dediği şeyleri yapabiliyor insan. Aklından geçmeyen şeyler başına geliyor mesela. Kokusu bile midemi bulandırıyor dersin sigara dudaklarında can bulur. Ne sevcem ben onu nefret ediyorum dediğin insanın mutluluğu sana bayram havası yaşatır. Yüzünü bile görmek istemiyorum dediğin insanın yüzünü arar olursun. Saklamam ben kimseden bir şey içim dışım bir dersin en yakınına bakarken gözlerin kaçar, uzağa dalar.. Ben beklemem dersin beklemekten ömrün çürür. Büyük konuşmamak lazım bu hayatta, zira nerede büyük konuştuysak katbekat yaşadık, yaptık, yaptılar. Yapmaya da devam edeceğiz. Sevmem ben diyeceğiz, seveceğiz. Beklemem diyeceğiz, bekleyeceğiz.

Hayatı kaçırmamak lazım dostum. Anı yaşamak, yaşatmak lazım. Giden günlerimiz dakikalarımız 'kusura bakma beni dolu dolu yaşamayı unuttun' deyip peşimizden gelmiyor. Okuyamadığımız kitaplar ağlıyor arkamızdan. Sohbet edemediğimiz dostlarımız bir bir gidiyor. İzleyemediğimiz filmler vizyondan kalkıyor. Bizse fragmanda gördüğümüz yerleri tekrar tekrar izleyip filmi kaçırıyoruz. Dakikalarınız kıymetli.

Ne boş bir yazı bu demeyin. Gözden geçirin. Eğer ki bi kelimem bile size etki etkiyor, aklınızı başınıza devşiriyorsa, bu dakikadan itibaren bütün dakikalarınızın kıymetini bilin. Bilin ki ağlamasınlar arkanızdan..



16 Şubat 2017 Perşembe

Geçer Sandım

Gökyüzü gözlerin, yeryüzü ellerindi.
    Gittin. 
        Yeryüzü kapattı gökyüzünü.. 
           Toprak oldu bulutlar, deniz oldu yağmurlar.. 
    Gittin. 
       Kaydı elimdeki balık. 
          Gözüm kaldı yolda.
    Gittin. 
       Tavşan niyetlerinde, sakız fallarında seni arar oldum..
    Gittin. 
       Söndü yaşam enerjim.
   Gittin.
      Açamadı tomurcuklarım. 
         Soldu günlerim.
   Gittin.
      Sarılamadım.
         Kokun burnumda, kollarım havada kaldı. 
   Gittin.
   Bittim. 

11 Şubat 2017 Cumartesi

Beş harfli canavar

Hayat bazen acıdır, bazen ise baldan tatlı. Fakat sadece kendiniz için değil başkaları için de sevinmeye başladığınız zaman biber olan kısmı sizi pek ilgilendirmiyor. Yanınızdaki insan için bir şeyler yapınca onu mutlu edince baldan, baklavadan tatlı geliyor hayatın sundukları.. O gülünce, gözünün kenarında oluşan kaz ayakları, dudağı ile yanağı arasındaki kahkaha çizgileri sizi de mutlu edebiliyor.
Peki bunu okurken kafanızda oluşan şekle kim bürünüyor? Aklınıza gelen kişi, sizin için sevinen mi yoksa sizin onun için sevindiğiniz mi? 'Her ikisi de' derken umursuzca omzunu silken insanlar görüyorum. Ne kadar kıymetli bir şeye sahip olduğunuzun farkında mısınız acaba? Yanınızda ya da aklınızda olan kişinin sizin için sevindiğini, sizin adınıza mutlu olduğunu biliyorsunuz. Ve sizde onun için mutlu oluyorsunuz. Ne hoş değil mı?
Hayat müşterek, hayat çıkarcı, hayat acı. Bu 5 harfe bürünmüş bazılarımız için canavar olan şey, size bir güzellik bahşetmiş, değerini bilin.

Serçe.

Hani bazen bir derdiniz olur. Dermanınız elinizin yanındadır ama göremezsiniz. Bakın elinizin altındadır demiyorum. Zahmetsiz olmuyor hiçbir iş.  Ama siz inatla gider boyunuzun uzanmadigi yerlere merdiven dayamaya çalışırsınız. Dermanı orda sanırsınız çünkü. Halbuki serçe parmağınızı söyle bi' sola kaydırsanız aradığınız o. Orada sizi bekliyor. Ama inatla merdiven beklersiniz. Kafanızı çevirin. Sağa sola bakın bi'. Aradığınız derman orada. Esmeden, gürlemeden, dalı kırmadan alın çiçeğinizi. Onu koklamak açacak nefesinizi. Huzurla dolacak ciğerleriniz. Siz yeter ki isteyin. Aradığınız her neyse önce gözünüzün önünden başlayın. Boyunuzun ulaşamadığı yerleri gözünüze kestirirseniz, boyunuzun ölçüsünü alırsınız.



10 Şubat 2017 Cuma

Kalbinizin Teli Kopmadan

İnsanlara yaklaşırken içimizde bulunan bu egonun, kibirin sebebi ne? Birbirimizden üstünlüğümüz ne bizim? Hiç. Kocaman bir 'hiç'. Farklı özelliklerimiz var ama birbirimizden bir farkımız yok. Fakat insanları sevmiyoruz. Sevemiyoruz. Birbirimizi sırtından vuruyor, canını yakıyoruz. Ama sevmeyi akıl etmiyoruz. Küçükken yağ, bal satardık, artık insan satıyoruz. Kah Batı'da mecazi, kah Doğu'da tamamıyla gerçek.. Halbuki sevsek birbirimizi, kırmasak, üzmesek. Ne hüzünlü şarkılar ne de savaşlar kalır. Hayır hayır polyannacılık oynamıyorum. Düşününce mantıklı gelmiyor mu? Bu fikir sizin de ağzınızı kulaklarınıza ittirmiyor mu?
Bulunduğunuz ortamda etrafınızdakilere bir bakın, hangisini çıkar ilişkisi olmadan seviyorsunuz? Peki hangisine kollarınızı açsanız düşünmeden koşar gelir sarılır?
Egonuz, kibriniz ve büyüklüğünüz bir gün öldüğünde yanınızda birilerinin olması dileğiyle..

8 Şubat 2017 Çarşamba

Umursuz Ruhsuz...

Herkes sana aşık... Martılar tependen inmiyor. Gökyüzü en güzel bulutlarını sana veriyor.. Hele bulutlar.. En güzel mavilerini sana açıyorlar.
Halbuki ne kadar canlar yanıyor içinde İstanbul? Birbirini izleyen ama asla kesişmeyen yollarında ne kadar hasret var? Ne büyük çığlıklar atılıyor damarlarında? Kaç hayat boğazında düğüm oluyor?
Nerden bileceksin? Umursuz, ruhsuz İstanbul. İçinde birileri ölmüş, birileri doğmuş ne fark eder? Kız Kulen, Adaların, Galatan, iki yakan birarada duruyor.
Omuzların çökmüş, rimellerin akmış.. Farketmemişsin. Karasularına kaçan topları kesmişsin.
Kaşlarını çatmanın tek sebebi boğazını inci kolye gibi süsleyen iki kulenin kavuşamaması mı? Yorganın masmavi gökyüzü, çarşafın berrak bir deniz.. Yapraklar, martılar hayat arkadaşınken, içindekilere olan bu nefretin neden?
Senden başka nerede var bu denli hasret, bu kadar derin acı?


2 Şubat 2017 Perşembe

KadınınAdıYok

Kadın olmak çok zor bu ülkede.. Seversin suç olur, ölürsün. Katiline verilen ceza 5 ay 10 gündür. Yağmur Ö. gibi.. Çok güzelsindir, evlenirsin. Daha sonra yürütemez boşanmak istersin, ölürsün. Sinem M. gibi..  Her ailede tartışmalar olur. Tuzu biberidir diye öğrendik. Ufacık bir şeyden tartışırsınız. On altı yıllık eşin seni, kendi yatağında öldürür. Saniye U. gibi.. Beslersin büyütürsün, döner gözünü oyar. Seni öldüren kişi oğlun olur. Zübeyde A. gibi.. Evlenirsin katilin kocan olur 15 ve 6 aylık iki çocuğun başında bekler. Öznur B. gibi.. Seversin, sevgilim dersin. Dövülerek ölürsün. Dudu Ç. gibi.. Tek suçun saçının uzun olması olur. Üniversite okuduğun şehrin caddelerinde yürürken, ölürsün. Bigem Ç. gibi.. Gençsin, arkadaşlarınla buluşur eve gitmek için son otobüsü beklersin, ölürsün. Özgecan gibi.. 
Bu ülkede bir kadın olmak çok zor, bir de ağaç olmak..Kadınlar istediğini giyemez, yiyemez, yapamaz oldu. Toplu taşıma araçlarını, şehirlerarası otobüsleri kullanırken korkar olduk. Neden mi? Kendilerini "delikanlı" diye tanıtıp namus bekçiliği yapan kendini bilmez ucubeler yüzünden. Neden mi? "Ben yapamadım oğlum yapsın" diye baba olmaktan bihaber bireyler yüzünden. Neden mi? "Benim oğlum/ kızım özgür olsun" deyip özgürlükten anlamayan anneler yüzünden. Neden mi? Özgürlük sanıp etrafındakilere karışan gençler yüzünden.
Cahiliz vesselam.. Çocuk büyütmekten, ergen nasihatlerinden bihaberiz. Düştüğünde kaldırmamayı çocuk büyütmek sanıyoruz. Baby shower partilerini çağdaşlık sanıyoruz. Çocuğumuzun başını okşamayı bilmiyoruz. Özgürlüğü, Demokrasiyi, Cumhuriyeti bilmiyoruz. Öğretemiyoruz. 



23 Ocak 2017 Pazartesi

Kalbinizde insanlar biriktirebilirsiniz ya da aklınızda… Peki ya gözyaşlarınızda? Gözyaşlarınızda birikenler oldu mu hiç? Kırık cam gibi olan paramparça kalbinizde her aşkın bir hikâyesi var, her kırılmışlığın, her hüznün… Peki ya gözyaşlarınızın? Kuruması bile büyük bir hastalığa sebep olan çok değerli gözyaşlarınızın bir hikâyesi var mı? Birikmişliğinizin var. Gözyaşlarımızda, anlatamadıklarımız, sessiz çığlıklarımız, umutlarımız, söyleyemediğimiz hüzünlü şarkılarımız var. Peki neden? Her şey çok sevmekten…

20 Ocak 2017 Cuma

Amaçsızca yürüdüğü kaldırımın sonunun nereye gittiğini fark etmemişti bile. Etrafına bakındığında farklı tarzda giyinen ve neler yaptığını çözemediği bir sürü insanla göz göze geldi. Yanından geçtiği, kenarı tahminince rüzgârdan eğilmiş tabelada Beyoğlu yazdığını gördü. İlerlemeye devam etti. Bu sırada da insanları incelemeye devam ediyordu. Kulaklığı kulağından düştüğü için sinirlenen bir kız, annesiyle tartışan genç bir erkek ve sevgilisiyle el ele dolaşan bir kız gördü. Tabi ki bakmak istemediği beton yığınları da onu takip ediyordu. 
                Çok ani karar veren bir insandı ve birden yolunu değiştirdi. Metro durağına çok yakındı ve hemen akbilini cebinden çıkarıp koşmaya başladı. Tam zamanında gelen metroya bindi ve uzaklaştı. Cebinden telefonunu çıkardı.  -14.04.2025 Çarşamba 14:58 -  son durakta indi.  Düşünceleri kimsenin bilmediği bir yerde yaşamaktı. Pendik’te bulunan Ömerli köyüne gitti.  Baraja çok yakın bulunan fakat kimsenin gözüne çarpmayan, her zaman kaçamak yaptığı bu kulübeye girdi. Sandalyesine oturdu.  Ellerini saçlarının arasına götürdü. Hafif yağlı saçlarını yolmaya çalıştığını sonradan fark etti.  
                İki gün önce sevgilisinden ayrılmıştı. Tam 5 gün önce de işten çıkarılmıştı. Büyük ihtimal sevgilisi ondan bu sebeple ayrılmıştı. Zaten insanlar paranın olduğu yerdelerdi. Gündüzleri iş yerleri, ofisler; geceleri ise barlar ve kulüpler dolup taşmıyor muydu? Kimse artık kitap okumuyordu. Pazar kahvaltısı, aileyle yapılan piknik ve mangal keyfi artık kalmamıştı. Beton yığınları arasında çürüyüp gitmişti bütün güzel şeyler. Kendini, çocukluğunda altında oturmayı çok sevdiği beton yığınları arasında kalmış yorgun, üzgün ve yaşlı ağaç gibi hissediyordu. 

Kitaplığa doğru yürüdü. Eline Dostoyevski’nin suç ve cezasını aldı. Çoktan ayrı dünyalara dalıp gitmişti. 

Bir varmış bir tane daha varmış. Bir Rus köyünde iki balık yaşarmış. Aşkları varmış. Birinin adı İri öbürününki adı İnce’ymiş. İri Küba’ya kadar yüzelim demiş bir gün. Yeni sularda yıkansın aşkımız. İnce için fark etmezmiş. Bırakmışlar kendilerini akıntıya. Boğazdan geçerken bir balıkçının ağına takılmış İri. İri ya. İnce de hemen sıyrılmış ağdan. İnce ya. Kemirmiş ağları kurtarmış İri’yi... İri bir ölümden. Atlantik’e vardıklarında soğuk sulardan hastalanmış İnce. Ya geri döneceklermiş ya tek bedene düşeceklermiş. İri düşünmüş, böyle anlarda düşünülmez. Ve Küba’ya gitmeyi seçmiş.  İnce de bir balinanın midesini boylamış. Boyladığı iyi olmamış. İri’nin hafızası 5 saniyelikmiş. Nereye gittiğini ve adını unutmuş hemen. İnsan unutur, hatırlatılmazsa… Balıklar da. Onu da yutmasın mı bir balina. Sonra bir mucize olmuş, hep olur. İri ile İnce’yi yutan meğer aynı balinaymış. İnce balinanın midesinde sıcaktan dirilmişmiş. Kavuşmuşlar birbirlerine…  “Cennet sevdiğinin yanıdır.” Demişler birbirlerine. Bu hikâyeyi balıklar bir balinadan öğrenmiş. İnsanlar da bu yazıdan.

13 Aralık 2016 Salı

 Içimde insanlara karşı beslediğim garip bir nefret var. Savaşanlara, sevişenlere, sessiz kalanlara... Herkese... Sevdiğim , sevmediğim tüm insanlara karşı artık acıma duygum yok. Ya da merhamet... Ama nadir bi iki kişi var onlara kızamıyorum. Onlara kızınca ölecekmişim gibi geliyor. Onları üzersem dünya tersine dönecek. Sanırım sevmeye henüz başlıyorum. Ama böyle... Benim hayallerim de bile yanımda biri olmaz. Hayal kurarken hep yalnızdım ben ve hayallerim de hep tektim. Arkadaş olduğumuzu düşünen bazıları hayallerine beni dahil etmişlerdi ama ben hiçbir zaman o hayallerin içinde olmayacağım. Ama öyle bazıları var ki sanırım ister istemez onların hayallerinde buluyorum kendimi... Sanırım kırmak istememem. İşte o nadir insanlar benim kaidemi bozuyorlar. Içimdeki şeytani susturuyorlar. Onları kıramıyorum. Istesem de yapamıyorum. Garip bir şekilde onlarsız da yapamıyorum. Süslü laflar da edemem pek. Edebiyat yaparım ama gönül almayı bilmem. Özür dilemek lugatimda yoktur. (basit şeyler dışında) insanları kaybetmem. Onlar beni kaybeder. Ben üzülmem , ben mutsuz olmam. En iyi benimdır. Ama kurallarımı onlar yıkıyor. Ve gerçekte böyle değilim. Gerçekte ki ben kırıcı, sinirli, agresif, atarli... Bu kadar sakin değil.
Şimdi bunları neden yazdın diyeceksiniz. Yazmak eylemi beni hep rahatlatmıştir. Doğru yerde , doğru yere... Nedense içimden bir ses içimi dökmemin bir sorun teşkil etmeyeceğini söylüyor. Güveniyorum.  Ama kusura bakmayın darbe alanlar şüpheci olurlar... Sizde bilirsiniz. Bazen diyorum acaba? Acaba güvenmekte hatalı miyim? Ama sonra konuşunca geçiyor.

12 Aralık 2016 Pazartesi

İster vicdansız ol, ister bir hayat kadını, istersen de şerefi olmayan biri... Ölüm kelimesi ile bir insan ismi yan yana gelince için sızlıyor. Ne diyeceğini ne yapacağını bilemiyorsun. Baş sağlığı dilesen boş laf. Üzülsen ayrı bir traji. Sevdiği yanında olmadiktan sonra başın ha sağ olmuş ha olmamış ne fark eder ki? Sizlerden gelen 'cız' sesini de duyar gibiyim. Gencecik yaşta toprak olmuş bedenleri duyunca boğazınızda kalan o düğümü hissediyorum. Tam şuramda. Ölen hiçbir zaman uzaktan birileri olmayacak. İçimizden biri gidince hissedeceğiz ateşi sol yanımızda. Sesimizi çıkarmalıyız.  Yanımızdan bir sevenimiz eksilmeden var gücümüzle bağırmalıyız.

11 Aralık 2016 Pazar

Bir kız doğar… Ailesinde kimseyi mutlu etmez. Ablayı mutlu etmez çünkü artık kıyafetleri paylaşılacaktır. Çok beğenip aldığı kazak, kardeş isterse ona kalacaktır. Abiyi mutlu etmez, O’na göz kulak olmak zorundadır.  Kahvehaneye gittiğinde atılan laflara karşılık yumruklarını konuşturacaktır. Anneyi mutlu etmez çünkü babayı mutlu etmemiştir.  ‘Kızınız olacak’ lafını duyan babanın davranışları değişir. Artık bel arkasına yastık koymaz.  Babayı mutlu etmez çünkü doğan erkek değil, kızdır. Soyadını devam ettirecek kişi sayısı artmamıştır. O artık iki kız babasıdır.
İtile kakıla büyür kızımız. Hiçbir zaman istediği olmaz. İstediğini giyemez, istediğini yiyemez. Aile dediği zoraki devlet ne derse onu yapar. Çamaşır yıka, bulaşık yıka, dışarı çıkma, okuma, oya öğren, nakış yap.  Bütün erkekleri babası gibi bilir. Feminist olur. Dayak yer kimse kendisine sahip çıkmaz,  sevmediği devlet yüzünden anarşist olur. İnandığı Tanrı’ya dua eder, eder, eder.  Bir türlü kabul olmayan dualar yüzünden ateist olur.
Kız büyür serpilir… Artık bir yetişkindir. Ama hala söz sahibi değildir. Velhasıl kelam kızımız âşık olur. Erkeklere olan düşünceleri değişir. Feminizm biter. Sevdiği, desteklediği, oy verdiği parti iktidara gelir, anarşizm biter.  Sevdiği kişinin de O’nu sevmesini ister.  Duası kabul olur. Ateizm biter. 
Babası O’nu sevdiğiyle evlendirmez. Her gece beraber içtiği arkadaşının oğluyla evlendirir. Feminizm yeniden doğar. Evde yemek yapacak ekmeği kalmaz.  Yardım istediği devletten karşılık alamayınca devlete isyanla beraber anarşizm dirilir. Hastalanır… Bunu hak etmemiştir.  Küfürler eşliğinde ateizmin külleri yeniden alev alır.
Bütün bilinmez yönleriyle her kadın biraz ateist, azıcık anarşist, bütün benliğiyle feministtir aslında.


Henüz 17 yaşında bir lise öğrencisi kızım. Hayatın en zor yaşları… Hem de ne zor. Ne büyüğüm ne de küçük... Ne karşılarına alıp dinliyorlar, ne de küçük diye seviyorlar. Büyük ikilem içinde yaşamaya çalışıyorum zenginliğin ve fakirliğin, açlığın ve tokluğun bir arada olduğu, şiirlere, romanlara, şarkılara konu olmuş çapsız, çırpısız İstanbul’un bağrında…  Bir o yana koşuşturuyorum bir bu yana… Gene de tutunacak bir dal bulamıyorum. Boşlukta kayboluyor uzattığım elim… Ne tutan oluyor ne itekleyen… Öylece bakakalıyorum…

Oysa biri tutsa elimi yön gösterse tamam her şey. Ama ben bu yolsuz pusulasız yerde... Kendimi halicin soğuk sularına bırakıyorum. Gene ne elimi tutan oluyor ne de hiç sevmediğim okul eteğime yapışan... İkinci dersten okuldan kaçtığım için bununla atlamak zorunda kalıyorum, karada da beni boğan İstanbul’un sularına… Suya az bir mesafe kala duyuyorum seslerini “atladı abi, atladı kız.” Diyor birileri arkamdan… Yine önemsizim şu koca şehirde… Adımı söyleyen bile yok. Umut, umudunu yitirip Deniz de boğuldu diyen yok. Kız atladı sadece. Koca şehir bir yana ben bir yana kayıyorum...  Elim yine boşlukta tek başına…